“Ah, nerde o eski ramazanlar!”

Küçükken bizden yaşça büyük insanlar ah nerede o eski ramazanlar bayramlar diye bir söz söylerdi. Yaşı büyük dediğime bakmayın, yaşlı teyzelerin ninelerin sözüydü bu. Şimdilerde pandemi yalnızlığı mı dersiniz, modern çağın birbirinden uzaklaştırdığı zihinler mi bilmem ama, ramazanın da gelişiyle o ninelerimizi öyle iyi anlıyorum ve öyle çok ah nerede o eski ramazanlar diyesim var ki… Yoksa yaşlanıyor muyuz, o kadar olduk mu!

Çocukluğumdan hatırımda kalan ramazan sofralarımızı düşündüğümde, misafirsiz iftar sofrası hatırlayamıyorum. İftarları bırakın sahurları bile komşularla yapardık. Kıt kanaat geçinen dar gelirli bir aile idik. Annem sadece bir çorba, bir kap yemek yapmışken o iftar sofralarında çeşit çeşit yemekler, salatalar, tatlılar olurdu, şaşar kalırdım. Sözde değil hakikaten bereketliydi ramazan sofralarımız. Sonrasında içilen çay, muhabbet… Şimdi düşünüp de hüzünlenmemek elde değil. Zaman da öyle hızlı, zalım.

En çok da yeni nesile üzülüyorum. Sanki çocukluğunu doyasıya yaşayan son nesil bizdik gibi geliyor. Sokaklarda koşup oynayan, bölüşüp paylaşan, küçücük ekranlara bakarak değil toprakla, ağaçla, kocaman hayal dünyamızda oyunlar kurarak oynayan son nesil.

Yeni evimize taşınalı 2,5 ay oldu. Kapısı ardına kadar açık duran, geleni gideni gece gündüz eksik olmayan bir evde büyüdüm. Hatta o zamanlar annemin komşularının çokluğundan şikayet edip biraz yalnız kalmayı istediğimi hatırlıyorum. Ama şu an düşünüyorum da, büyük bir ihtimalle yeni bebeğimiz olduğu için pandemi ortamında düşünceli davranmak adına, yeni mahallemizdeki komşularımız evimizi ziyarete gelmedi, sadece kapıda karşılaştığımızda ayaküstü hoşgeldiniz dediler. Ama bu uzaklığı kırmaya ihtiyacımız var gibi hissediyorum. Ne bileyim belki bir kek kurabiye olsun yapıp kapılarını çalmak gerektiğini. Hazır bahar gelirken komşuluğun da yeniden yeşermesi gerektiğini. Eski ramazanlar geri gelmeyecek belki, ama sizce de böyle bir muhabbete ihtiyacımız yok mu? Çaya çorbaya katık edebileceğimiz, zorda kalınca akıl isteyebileceğimiz, kahvenin yanında iki lafın belini kırabileceğimiz… Hani külüne muhtaç olunan, paylaştıkça insanın derdini azaltıp sevincini çoğaltan komşuya, eskiden olduğu gibi, hep olduğu gibi bu çağda da ihtiyacımız yok mu ne dersiniz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s